Marmara'nın 1000 Yıllık Deprem Geçmişi Ne Söylüyor? M7+ Olasılığı Gerçekten Zayıflıyor mu?

13 Eylül 2026 Pazar👁 201 okunma

11 Eylül 2026 tarihinde basına yansıyan bir değerlendirmede, Ana Marmara Fayı'nın 125 kilometre boyunca tek parça ve homojen şekilde kilitli olmadığı, Batı ve Orta Marmara'da fayın bir bölümünün deformasyonu deprem dışı kayma yoluyla harcadığı ve bu nedenle 7 ve üzeri büyüklükte deprem olasılığının zayıfladığı ifade edildi.

Ana Marmara Fayı'nın her noktasının aynı mekanik davranışı göstermediği konusu yeni değil. Gerçekten de bilimsel çalışmalar Marmara'nın bazı kesimlerinde aseismik sürünme (creep), bazı kesimlerinde ise kilitlenme ve gerinim birikimi bulunduğunu ortaya koyuyor.

Ancak burada sorulması gereken önemli bir soru var:

Bir fayın tamamının kilitli olmaması, Marmara'da M7 ve üzeri deprem oluşma ihtimalinin ciddi biçimde azaldığı anlamına gelir mi?

Bu soruya yalnızca bugünkü ölçümlere bakarak değil, Marmara'nın geçmişine bakarak da cevap vermek gerekiyor. Ve geçmiş yaklaşık 1000 yıl, oldukça dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Marmara tek bir fay parçasından oluşmuyor

Öncelikle önemli bir yanlış anlaşılmayı ortadan kaldıralım. Marmara Denizi'nin altındaki Kuzey Anadolu Fayı, mekanik olarak her yerde aynı davranan tek ve homojen bir çizgi değildir.

Çınarcık Havzası, Adalar çevresi, Central High, Orta Marmara, Kumburgaz, Batı Marmara ve Ganos gibi farklı bölümler farklı zamanlarda farklı davranışlar gösterebilir. Bazı kesimlerde fay yavaşça kayabilir. Bazı kesimler uzun süre kilitli kalabilir. Bazı büyük depremler tek bir segmenti kırarken bazıları birden fazla segmenti birlikte etkileyebilir.

Dolayısıyla "Marmara Fayı tek parça değildir" tespiti bilimsel açıdan makuldür. Fakat buradan otomatik olarak "M7 üzeri deprem artık beklenmez" sonucuna geçmek mümkün değildir. Çünkü geçmiş depremler bunun tersine önemli örnekler içeriyor.

Deniz tabanı Marmara'nın hafızasını saklıyor

Tarihsel deprem kayıtlarının önemli bir problemi vardır: bin yıl önce meydana gelen bir depremin büyüklüğünü bugün sismometreden ölçmüş gibi bilemeyiz. Fakat Marmara Denizi burada önemli bir avantaj sağlıyor.

Büyük depremler sırasında deniz tabanında meydana gelen sarsıntılar, denizaltı heyelanlarına ve türbidit adı verilen özel tortul tabakalara neden olabiliyor. Bu tabakalar deniz tabanı karotlarında korunuyor.

2025 yılında Marine Geology dergisinde yayımlanan kapsamlı bir çalışmada Marmara Denizi'nin farklı havzalarından alınan dokuz karot incelendi. Radyokarbon ve radyonüklid yöntemleriyle tarihlendirilen kayıtlar 5000 yıldan daha geriye götürüldü. Araştırmacılar tarihsel belgelerde bildirilen büyük depremlerle deniz tabanındaki deprem izlerini karşılaştırdı.

Ortaya çıkan sonuç Marmara'nın deprem geçmişinin düşündüğümüzden çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Yaklaşık son 1000 yılda neler olmuş?

Araştırmanın M>7 olaylarla ilişkilendirdiği kayıtlar segmentlere ayrıldığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor.

Tarih Deprem izinin görüldüğü başlıca kesimler
989Central High / Orta Marmara ve Batı Marmara
1090Adalar – Çınarcık Havzası
1296İzmit Körfezi
1343Adalar – Çınarcık Havzası
1344Batı Marmara
1509İzmit Körfezi + Adalar + Central High
1766Orta Marmara / Central High ve Batı Marmara
1894Adalar – Çınarcık + Central High
1912Batı Marmara – Ganos
1999İzmit Körfezi

Burada çok önemli bir ayrıntının altını çizelim: bu tablo "deprem tam olarak burada başladı" anlamına gelmiyor. Deniz tabanındaki tortul kayıtların hangi segmentlerde büyük deprem etkisini kaydettiğini gösteriyor.

Ancak bu kayıtlar bize çok önemli bir şey söylüyor: Marmara son bin yıl boyunca tek bir fay parçasının periyodik olarak kırıldığı basit bir sistem gibi davranmamış.

1509 depremi neden önemli?

10 Eylül 1509 depremi İstanbul tarihinin en ağır depremlerinden biri olarak biliniyor. Modern çalışmalarda büyüklüğü yaklaşık M7.2–7.4 sınıfında değerlendiriliyor.

2025 tarihli deniz tabanı çalışmasında 1509 olayının izi İzmit Körfezi, Adalar/Çınarcık ve Central High bölümlerinde birlikte görülüyor. Bu durum 1509 depreminin birden fazla segmenti etkileyen büyük bir olay olabileceğini düşündürüyor.

Yani Marmara geçmişte çok segmentli kırılmalar üretmiş. Bu nokta, "fay parçalıysa büyük deprem üretemez" şeklindeki basit yaklaşım açısından son derece önemli. Çünkü fayın segmentli olması, segmentlerin hiçbir zaman birlikte kırılamayacağı anlamına gelmiyor.

1766 bize daha da ilginç bir şey anlatıyor

Marmara tarihinde 1766 yılı özellikle dikkat çekici. Çünkü tek bir büyük deprem olmadı.

22 Mayıs 1766'da İstanbul ve Orta/Doğu Marmara'yı ağır biçimde etkileyen yaklaşık M7.1–7.4 sınıfında büyük bir deprem meydana geldi. Yaklaşık 75 gün sonra, 5 Ağustos 1766'da, bu kez Batı Marmara–Ganos tarafında yaklaşık M7.4 sınıfında ikinci büyük deprem oluştu.

Yani Marmara sistemi o dönemde bütün enerjisini tek bir dev depremle boşaltmadı. Bunun yerine büyük kırılmalar segmentler arasında zaman içinde ilerledi.

Marmara'da büyük deprem senaryosu yalnızca "125 kilometrelik fayın tamamı aynı anda kırılır mı?" sorusundan ibaret değildir.

Bir segment kırılabilir. Ardından komşu segment başka bir büyük deprem üretebilir. Ya da birkaç segment aynı deprem içerisinde birlikte kırılabilir. 1766 tarihsel dizisi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Marmara'nın bir saati yok

Deprem tartışmalarında sık kullanılan ifadelerden biri şudur: "Marmara'da yaklaşık 250 yılda bir büyük deprem olur."

Ancak uzun dönem kayıtları bu kadar düzenli bir saat mekanizması olmadığını gösteriyor. 2025 çalışmasında Ana Marmara Fayı'nın farklı segmentlerinde büyük deprem tekrarlanma sürelerinin ortalaması yaklaşık 220–300 yıl olarak hesaplanıyor. Fakat gerçek olaylar arasındaki süreler 50 yıldan 695 yıla kadar değişebiliyor.

Bu çok önemli. Çünkü ortalama 250 yıl bulunması, depremin her 250 yılda bir geleceği anlamına gelmiyor. Bir segment 150 yıl sonra kırılabilir. Başka bir segment yüzlerce yıl sessiz kalabilir. Deprem sistemi periyodik bir saat değildir.

Peki fayın bazı bölümleri gerçekten sürünüyor mu?

Evet. Modern jeodezik ve sismolojik çalışmalar özellikle Batı ve kısmen Orta Marmara'da aseismik creep, yani fayın büyük deprem oluşturmadan yavaşça kaydığı bölgeler bulunduğunu gösteriyor.

GFZ tarafından yayımlanan çalışmalarda tekrar eden küçük depremler kullanılarak bu sürünmenin Batı Marmara'da daha belirgin olduğu, doğuya doğru azaldığı gösterildi. Ancak aynı çalışmalar İstanbul'un güneyine doğru bazı kesimlerin kilitli olduğunu da gösteriyor.

2019 yılında deniz tabanına yerleştirilen akustik jeodezi sistemlerinden elde edilen sonuçlar, Kumburgaz çevresindeki belirli bir kesimde anlamlı bir kayma tespit etmedi ve bu bölgenin kilitli olduğunu ortaya koydu.

Dolayısıyla Marmara için ortaya çıkan model tamamen kilitli fay değil; ama aynı şekilde tamamen sürünen ve gerilimini boşaltmış fay da değil. Daha doğru tanım: kilitli ve sürünen bölümlerin yan yana bulunduğu heterojen bir fay sistemi.

23 Nisan 2025 depremi de aynı sınırı gösterdi

23 Nisan 2025 tarihinde Silivri–Kumburgaz açıklarında meydana gelen Mw 6.2–6.3 depremi de bu tartışma açısından önem taşıyor. Deprem üzerine yapılan hakemli bir çalışmada ana şokun kısmen sürünen Central Basin ile kilitli Kumburgaz segmentinin geçiş bölgesinde başladığı belirlendi.

Araştırmacılar kırılmanın batıya doğru ilerlemesinin sürünme bölgesi tarafından sınırlandığını, ancak deprem sonrasındaki aktivitenin yaklaşık 20 kilometre doğuya doğru ilerlediğini raporladı. Çalışmanın yazarları, 2025 depreminin kilitli kesimdeki gerilimi artırmış olabileceğini ve gelecekteki büyük deprem tehlikesinin devam ettiğini değerlendiriyor.

"Fay enerji kaybediyor" ifadesine dikkat

Haberlerde sık kullanılan "fay enerji harcıyor" veya "fay enerji kaybediyor" ifadeleri konuyu halka anlatmak açısından kolay olsa da teknik açıdan biraz yanıltıcı olabilir. Asıl tartışılması gereken kavramlar: gerinim birikimi, slip deficit, kilitlenme oranı ve aseismik kaymadır.

Bir segmentin sürünüyor olması, o segmentte tektonik hareketin bir bölümünün deprem oluşturmadan gerçekleştiğini gösterebilir. Ancak bu durum komşu kilitli segmentteki gerinimin de ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hatta büyük depremler çoğu zaman farklı mekanik özelliklere sahip segmentlerin sınırlarında başlayabilir.

Tarih bize ne söylüyor?

Yaklaşık son 1000 yıllık Marmara deprem geçmişinden birkaç güçlü sonuç çıkıyor:

  • Marmara tek parça ve homojen bir fay değildir. Bu konuda günümüzde önemli ölçüde bilimsel görüş birliği vardır.
  • Fayın parçalı olması M7 sınıfındaki depremleri engellememiştir. Tarihsel kayıtlar bunu açık biçimde gösteriyor.
  • Büyük depremler her zaman bütün Marmara'yı tek seferde kırmak zorunda değildir. 1766 bunun en güzel örneklerinden biridir.
  • Birden fazla segment aynı deprem sırasında birlikte kırılabilir. 1509 buna güçlü bir adaydır.
  • Deprem tekrarlanma süreleri düzenli değildir. 50 yıl ile yaklaşık 700 yıl arasında değişen aralıklar görülmektedir.

O halde M7+ olasılığı zayıflıyor mu?

Bu sorunun bugün için kesin bir "evet" veya "hayır" cevabı yoktur.

Batı ve Orta Marmara'nın bazı kesimlerinde creep tespit edilmesi, bu bölgelerde biriken gerinimin bir bölümünün aseismik olarak harcandığını gösterebilir. Bu önemli bir bilimsel bulgudur ve deprem senaryolarının yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Ancak yaklaşık bin yıllık deprem geçmişi başka bir gerçeği de açık biçimde gösteriyor: Marmara'nın M7 sınıfında deprem üretebilmesi için 125 kilometrelik fayın tamamının tek parça ve tamamen kilitli olması gerekmiyor.

Tarih boyunca farklı segmentler ayrı ayrı kırılmış, bazı dönemlerde birden fazla segment birlikte etkilenmiş ve bazı büyük depremler birbirini kısa sürelerle takip etmiştir. Bu nedenle "fay tamamen kilitli değil" bulgusuyla, "Marmara'da M7 ve üzeri deprem ihtimali artık ciddi biçimde azaldı" sonucu aynı şey değildir.

Bugünkü bilimsel veriler Marmara'nın düşündüğümüzden daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Ve belki de çıkarmamız gereken en önemli sonuç budur.

Sismik Uyarı'nın değerlendirmesi

Deprem tehlikesini değerlendirirken tek bir görüşe, tek bir modele veya tek bir parametreye bağlı kalmak doğru değildir. Tarihsel depremler, paleosismolojik kayıtlar, güncel mikrodeprem aktivitesi, fayın kilitlenme durumu, jeodezik ölçümler ve farklı fiziksel gözlemler birlikte değerlendirilmelidir.

Marmara'nın geçmişi bize "deprem olacak" veya "olmayacak" şeklinde basit bir cevap vermiyor. Bize daha önemli bir şey söylüyor: bu sistem dinamiktir, segmentlidir ve zaman içerisinde davranış değiştirebilir. Bu nedenle Marmara'nın mümkün olduğunca farklı yöntemlerle ve sürekli olarak izlenmesi önemini korumaktadır.

Önemli not: Bu yazı belirli bir tarihte deprem meydana geleceği yönünde bir tahmin veya uyarı değildir. Tarihsel ve güncel bilimsel çalışmaların değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Başlıca bilimsel kaynaklar

  • Çağatay, M.N. ve ark. (2025), Long-term sedimentary earthquake records along the northern branch of the North Anatolian Fault in the Sea of Marmara, Marine Geology 489, 107630.
  • Becker, D. ve ark. (2023), Variation of Fault Creep Along the Overdue Istanbul-Marmara Seismic Gap in NW Türkiye, Geophysical Research Letters.
  • Lange, D. ve ark. (2019), Interseismic strain build-up on the submarine North Anatolian Fault offshore Istanbul, Nature Communications.
  • Parsons, T. (2004), Recalculated probability of M≥7 earthquakes beneath the Sea of Marmara, Turkey, Journal of Geophysical Research.
  • Eken, T. ve ark. (2025), Source and rupture properties of the 23 April 2025 Mw 6.3 Silivri High-Kumburgaz basin earthquake threatening İstanbul, Journal of Seismology.
Bölgenizin yer durumunu her gün takip edin
Konumunuza göre günlük ölçüm raporu, yakınınızda 4 ve üzeri bir deprem olduğunda anında bildirim ve bölgenizin bugünkü değerleri. Premium üyelikte neler var, kısaca anlattık.
Premium üyeliği incele →